28 Temmuz 2009 Salı

Nöbet 131

Gökyüzünün bir ucu kızıla, diğer ucu mora çalıyor bu akşam. Ve arasında binlerce benzer renk raks ediyor çılgınca. Güneş çoktan pes etmiş, yere değer bir hilal var tırmanma çabasında.

Ve enteresan olan bir tek ben farkındayım bu fevkalade panoramanın. Bu bozuk gözlere rağmen, yüreğim net görüyor detayları. İçimden uçmak geliyor, dalmak bu renk cümbüşünün içerisine, doyasıya boyanmak, sonra tutunmak gökyüzündeki parlak kancanın bir ucundan.

O kadar yakınım işte arşa, o kadar uzağım arkamdaki şaklabanlığa. Ama biliyorum arza daha yakınım. Kucağında uyuyacağım son sevgilim o benim.

Bunun da mı bir tek ben farkındayım ? Arkamda ellerinde meşalelerle barut fıçıları üzerinde danseden ahmaklar. Ölçemiyorlar toprağa mesafelerini.

Her zaman yiğitlikten dem vuran zorbalar. Gözleri bağlı, hissiyatsız budalalar.

1 yorum:

  1. Boyanabileceğimiz bir renk yok ki...Dünya renksiz,herşey renksiz,renk dediğimiz şey sadece gözün çevreyi algılaması.Yani gerçekte renk yok.Dünyada o ahmkaların zihni gibi renksiz...

    YanıtlaSil