29 Ağustos 2009 Cumartesi

Nöbet 177

Karanlık çöküyor göğe, kulaklarımda özgürlüğün çığlığı, dudaklarımda biteyazmış bozgunun buruk tadı. Zihnime buhranların çocuğu düşünceler dolmuş. Bakışlarım sistemin sislerini deliyor. Yüzüme yakın geleceğin gülümsemesi sinmiş.

Burada cüceler muzaffer, devlere yer yok, fikir benim için bana özel. Paylaşacak mecal, anlatacak kudret yok.

Bir hüzmenin ucundan tuttum, yol alıyorum sisin ardındaki aydınlığa...

Nöbet 167

İçten olacaksın arkadaş, yürekten ta derinden olacak hislerin. Sevgin, hasretin, özlemin içten olacak. Ta derinden. Çektin mi burnunu ciğerin sızlayacak, yüreğin titreyecek. Sabahtan şafağa sinmiş, ayın silik dokusu gibi değil, yağmurda yıkanan toprağın keskin kokusu gibi net olacaksın arkadaş.

Kıymetini yeterince bilemediklerin, kıymetini bilsin diye Allaha yalvaracak, kıymet kelimesinin manasını burada kavrayacaksın. Eşini, dostunu uzaktan tanıyacak, gönlünü iyice bağlayacaksın.

İçten olacaksın arkadaş, duyguların kök salacak. Öyle kasırgayla tufanla yıkılmayacak, sarsılmayacak sevgin, özlemin. Güçlenecek hepten kök verecek.

Müphem karanlığa bakıp sinmeyeceksin arkadaş. Hislerin senin yıldızların. Onlarla süsleyeceksin karanlığı.

İçten olacaksın arkadaş.

Nöbet 154

Mübadeleden kaçan topluluğa, halin vehametini ifade etmenin imkansızlığını kavradıktan sonra , yozlaşmış ve kokuşmuş amaçların ve değerlerin müşahidi olarak, vehimlerinden kaçıp kuleye sığınan bir münzeviyim ben.

Sineklerin tanrısı da arkamda bir yerde bitmeyecek nöbetini tutmakta put misali. Herşey aynı, alışılmış... Aykırı bir ses bir görüntü yok.

Kapalı gözlerimle seyrederken dünayyı, kalın taşların aşiyanı hücre duvarlarım birden pelteleşmeye bşlıyor. Kollarım yavaş yavaş içine dalıyor taştan gardiyanların. İlerlemek mümkün artık ve yakında tüm bunların tamamen yok oplacağını bilmek...

Bozuk bir fındık tanesi gibi ağzımda acı bir tat bırakan yersiz bir mazi olacak bu virane.
Geleceğimi özleyip, mazimi bekliyorum.

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Nöbet 141

Başıma gelen onca şeye rağmen umutsuz değilim. Hatta mutlu bile sayılırım.

Bugünkü hayat şiirimin susuzluğunu giderecek kelime yağmurlarını bekliyorum. Burukluğun nesrinde hüzün dokuyan heceler, mutluluğu tasvir etmek için yeniden birleşecekler. Gökyüzündeki tüm siyah katmanları delip geçen bir şimşek misali toprağa ulaşacağım o gün. Ellerimde taşıdığım kelimeden damlalar, şiirleri süsleyecek, çatlamış mısraları sulayarak.

Dikkatli bakınca görmek kolay, ay yine doluyor yavaş yavaş, yine geceye doğuyor. Ben mi kıracağım tabiatın zembereğini... Ben de doğacağım elbet, önce kendi geceme sonra tüm gecelere.

Zifiri karanlığı parçalayan gecelerin lambası gibi, doğacak güneşi muştulayacağım. Önce kendi geceme, sonra tüm gecelere.

Nöbet 137

Beynimin içinde benimle birlikte yaşayan bir dünya misafir var; şu anki benimle. Hepsi benden ... Düşünürler, tartışırlar, savunurlar.

Bazen binlerce mevzu hep birden geçiyor aklımdan. Mesela ayrılacağım gün mutluluğum aşikar, peki geride kalanlarda bir iz bırakacakmıyım ? Buradaki budala girdabının dudaklarında tebessümleşmeme imkan varmı ? Peki mühim mi ? Ufacık bir fark oluşturabilirmiyim bu boş dimağlarda ? Herhangi bir etkim olur mu ? Cehalet ile savaş saçmalık burada sanırım.

Nutku tutulmuş burada aklın. Uçuruma doğru ilerleyen bir kafile. Parçalanmış ibret aynasından arkama bakmam faydasız. Bende kafiledeyim, ikna edemiyorum dönmeye. Her konuda ayrılıkçılar ama uçuruma doğru giden yolda vahdet içerisindeler. Bu toplulukta münzevi olmaya mecburum sanırım. Anlatmalıyım ama beceremiyorum. Sözlerim martavaldan öteye geçmiyor madrabazların zihninde.

Millet, milliyet nedir sorsam yalanların üzerine kurulmuş kavga iskelesindeki çıplak dansçılara. Dinlesem. Bir anlasam, bir anlatsam, bir duysalar, çabalasalar. Hasta bir hayvanın korkularını yansıtan kırık bir ayna gibi bizdeki milli şuur. Bizi bizden korumak için, bizi bize kırdırıyorlar. Kim bunlar ? Bizim biz dediklerimiz...

Burada çektiklerim değil de öğrendiklerim çok acı... anlatılmadan öğretilenler....