24 Haziran 2009 Çarşamba
Nöbet 63
Felahiyede bulutlarda benim gibi olmuş anlaşılan, aniden boşalıverdiler. Gözyaşları kalındı, kinleri gerçek. Işıktan kamçılarıyla dövdüler göğü yere dek. Korkudan saklanan güneşe aya inat, parlak çizgilere buladılar taşı toprağı. Hiddetini anlamayanlar için, içten derin bir nara ile gürlediler. Hala uyuyanlar varsa cehalet uykusunda, son bir şans verdi silkinip kendilerine gelsinler diye. Daha da uykusu olana mermer musalla salık verilir.
Nöbet 62
Üşütünce insanın içi ekşir biraz, midesi ezilir. İşte burada insanın tüm vücudu tüm varlığı o ezilmişliği hissediyor, yamuk yumuk bir hal alıyor mütemadiyen. Burada sağol denir, teşekkür edilmez. Burada arz edilir, riza edilmez, istirham dahi edilmez. Diyalogları dilekçe uslübü ile kısıtlı ortamımız ne kadar sıcaktır heyhat tüm vücudu, benliği üşütmemmek elde değil.
Nöbet 59
Askerler vakitlice halimi sorar oldular ya sıkıldığımı ya da derdimi söylediğim her an onların dertlerinin daha büyük olduğunu ispata kalkışıyorlar. Ah bir bilseler benim asıl derdimin kendileri olduğunu, onların dertleri dahil tüm varlıkları benim derdim...
Nöbet 57
Kısa diyorlar bu yola. Bana uzun geliyor ama kısa ise bile azaplı çetrefilli bir yol. Sabah ayazı gibi azıcık içimizi serinleten hafiften üşüten bir şey değil, boran gibi tirtir titreten, donmamak için çaba sarfetmeye zorlayan bir şey. Günde 6 saat nöbet tutup, mıntıka temizliği yapıp, geriye kalan vakitlerini yatarak yahut t.v. seyrederek ya da birbirlerinin analarıyla olan münasebetlerine değinmekle geçiren yurdum uzun dönem askeri, sabah kurye akşam programcı, 6 saat nöbeti olan, mıntıka temizliğine iştirak eden kısa dönemi beğenmez. Komutanları da beğenmez ya onları, sineye çekmektir işimiz. Sevgiye çıkan yolları tıkamaya çalışan, nefret tohumları ekip meyveleri ile yaşayan bu kurumiçerisinde, nasıl bir hapis hayatı yaşamaktaysak; bir gün sivil hayatın varlığını hayal, diğer gün burada yaşadıklarımızı kabus zannediyoruz.
Çünkü burada herkes allameicihan, herkes kral yahut kralcı. Uz. çavuş dediğin sarp tepeleri, astsubay dediğin alçak dağları yaratmış. Çünkü buraya empati uğramamış, çünkü huzur çok uzaklarda, gurbette, ziyarette, gezmekte. Ah telefon sen olmasan, şimdi ne buradaki cuntacı krallar olurdu ne de ben...
Çünkü burada herkes allameicihan, herkes kral yahut kralcı. Uz. çavuş dediğin sarp tepeleri, astsubay dediğin alçak dağları yaratmış. Çünkü buraya empati uğramamış, çünkü huzur çok uzaklarda, gurbette, ziyarette, gezmekte. Ah telefon sen olmasan, şimdi ne buradaki cuntacı krallar olurdu ne de ben...
Nöbet 53
Akşam hava soğuk. Yalnızlığın kokusu burnumu tıkamış, gözlerimde vuslat buğusu, kulaklarım sessizlikte çınlarken, hatalarımın muhasebesini yapıyorum. Beni buraya hapseden kaderime hak verebilmek için.
Nöbet 46
Bir kuş sesiyle uyandım bugün, çok nostaljik duru bir cıvıltı. Sanki 100 yıl 1000 yıl öncesinden kalmış hafızamı geri getiriyor bana. Siyah parmaklıklı küçük beyaz demir kapının ardına bakıyorum; yol aynı, kule aynı, han aynı ama güneş farklı vuruyor. Yakmadan, şefkatli. Güneşin ışınlarıyla doyasıya yıkanmak isterim. Ama alıp sihirsiz süpürgeyi elime, bugün de başlamalıyım seferime.
Nöbet 42
Yine 30 saati bulan uykusuz çalışma temposunun ardından nöbet kulemdeyim. Böylesine uykusuz kalmak askerliğin sadece bir zorluğu, asıl zorluk dik kafalı, tekamülden eser olmayan askerlerle başa çıkmak. Burada zorluk yaratan durumları değiştirmek maalesef mümkün değil. Zorluklarla başa çıkabilmek için sadece bir yolum kalıyor; oda zorluklara yaklaşımımı değiştirmek. Artık sıkıntı yaratan askerleri yok saymak, sıkıntı yaratan rütbelileri daha az ciddiye almak, yaptığım işler esnasında kendime bir şekilde zaman ayırmak zorundayım.
6 Haziran 2009 Cumartesi
Nöbet 40
Sabahları evrak trafiği içerisinde sıkışıp bir türlü istediğim vakitte çıkamıyorum yola. Mecburen otostopla gitmek zorunda kalıyorum. Her aracına bindiğim şahıs askerlik anılarını anlatıyor bana. 20 yıl önce yapmışta yarbay çok samimi arkadaşıymışta, pancar kaynatıp yerlermişte... Falanmış filanmış... Kendi yalanlarına inanan insanlar her yerde demek ki. Yahut askerlik böyle bir tesir yapıyor insan bünyesine. Askerlik yaparken ya da yaptığını anlatırken bir başkası oluveriyor bazı insanlar, yine hayalleri gerçekleri karışıyor. Hatasız noksansız tastamam görüyor kendini birdenbire - Bir ben mi aciz hissediyorum burada ? - Bir yerde okumuştum kaynağını hatırlamıyorum şimdi; Çeşm-i insâf gibi ârife mîzân olmaz. Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmaz. Ne doğru laf etmiş kim demişse....
Nöbet 37
Bir yaz gecesi, serin hava, rüzgar yumuşak... Hani eğer olsaydı saçlarımı okşardı. Tamda herkesin içinde olmak isteyeceği bir akşamda nöbet kulemin başındayım. Gözlerim, sevdiklerimin gözlerine hala değmemiş, sabaha kadar geçireceğim vakit içerisinde yalnız gecenin muhakemesini yapıyorum kendi kendime. Usul usul çiseleyen yağmurun hafifçe söğüt ağacına vuruşu bitince bende döneceğim makinanın bana dost olduğu sahneye. Ve yine başkalarının amaçlarını gerçekleştirmek için çalışacağım bana özgürlüğümü muştulayan güneşin doğuşuna dek.
Nöbet 30
"Same Shit Everyday" Bu cümle aziz bir dostumun n'aber sorusuna cevabıdır. Enteresandır ki askerde olmayanlar da hayatın rutinliğinden muzdarip. Acaba onlar da her sabah 5:15 te kalkıp nevresimini battaniyesini kanlayıp üstüste koyup, yatağı jilet gibi yapıp akabinde sakal traşı olan ve dişlerini fırçalayan, sonra kamuflajını giyip kahvaltı yapıp, 6:15 te mıntıka alanını temizlemeye başlayan, 7:15 gibi silah alıp içtimaya geçen ve her geçen gün öncekinin kopyasını yaşatan bir sisteme mi tabiler ? Hani bir film vardı; adamın biri her sabah uyandığında aynı tarihi yaşıyordu. Sanki o filmi yaşar gibiyiz buralarda. Tek fark herkes aynı günü yaşadığının farkında. Ya da ne bileyim ben, ah ne bileyim ben... Mazhar'dan ne bileyim ben şarkısını dinleyesim geldi...
Nöbet 26
Bizim yerimize kararlar veren insanların bize biçtiği, başkasına ait ama bizim yaşamamız gereken yalan bir hayatın bir kısmı için görev düştü bana. Ömrümün belli süresini bu yalanı yaşamak için harcamak zorundayım. Yalan yaşamlar gibi rüyalar da yalan mı ? Bana ölmeyi emredecekler, ölecek kadar adam mı ? Bana çalış diyenler çalışmaktan anlar mı ? Yapmak için sözümona kutsal işlerini, çekilen çile, sarfedilen çaba, senden başka biri için herhangi bir değer ifade edermi ? Yalan hayatların içerisinde turistik gezide gibiyim. Eğitici ama kesinlikle kültürel olmayan bir gezi...
Nöbet 21
Patika yollardan tepeleri aşarken, bulutlar gölgeleriyle birlikte görünüyordu bugün. Öylesine uçsuz bucaksız bir ufuk vardı yine. Biz ise rutin çalışmalarımıza devam ediyorduk mütemadiyen.
Harman beygiri gibi askerlik, devamlı didinme devamlı çalışma ama tüm uğraşlar sonunda yine aynı kütüğün etrafında dönüyoruz. Komutanlarımız mağrur,askerlerimiz ahmak, aynı gemide hepimiz kendimizi vazgeçilmez sanıyoruz. Oysa mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla dolu. İbret alma ve hatalarından birşeyler öğrenme mefhumu; bunu hayvanlar beceriyor. İnsanlar... Askerler...
Harman beygiri gibi askerlik, devamlı didinme devamlı çalışma ama tüm uğraşlar sonunda yine aynı kütüğün etrafında dönüyoruz. Komutanlarımız mağrur,askerlerimiz ahmak, aynı gemide hepimiz kendimizi vazgeçilmez sanıyoruz. Oysa mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla dolu. İbret alma ve hatalarından birşeyler öğrenme mefhumu; bunu hayvanlar beceriyor. İnsanlar... Askerler...
Nöbet 18
Dersu Uzala filmini hatırladım birden. Daha doğrusu filmin adını hatırladım da kendini bir türlü hatırlayamıyorum. Dostluk temalı bir filmdi sanırsam... Seyretmiş gibiyim , demek ki seyretmemişim. Buraya gelmeden önceki yaşamım hayal gibi geçiyor şimdi zihnimden, öyle ki gerçekler hayal gibi bir de işin içine hayaller umutlar karışıyor. İçinde sıkışıp kaldığım safsatanın camından bakınca, yaşanan olaylar yaşanması planlananlar ve tüm kafada canlananlar, halkaları karışmış bir zincir gibi düğüm olmuş çözülmeyi bekliyor.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)