Gökyüzünün bir ucu kızıla, diğer ucu mora çalıyor bu akşam. Ve arasında binlerce benzer renk raks ediyor çılgınca. Güneş çoktan pes etmiş, yere değer bir hilal var tırmanma çabasında.
Ve enteresan olan bir tek ben farkındayım bu fevkalade panoramanın. Bu bozuk gözlere rağmen, yüreğim net görüyor detayları. İçimden uçmak geliyor, dalmak bu renk cümbüşünün içerisine, doyasıya boyanmak, sonra tutunmak gökyüzündeki parlak kancanın bir ucundan.
O kadar yakınım işte arşa, o kadar uzağım arkamdaki şaklabanlığa. Ama biliyorum arza daha yakınım. Kucağında uyuyacağım son sevgilim o benim.
Bunun da mı bir tek ben farkındayım ? Arkamda ellerinde meşalelerle barut fıçıları üzerinde danseden ahmaklar. Ölçemiyorlar toprağa mesafelerini.
Her zaman yiğitlikten dem vuran zorbalar. Gözleri bağlı, hissiyatsız budalalar.
28 Temmuz 2009 Salı
Nöbet 129
Burası, yeşillere düşmen yeşillerin vatanı. Umuda kurulkan tuzak. Umuda inen perde ve perdeyi yırtmak isteyen hayat müptelalarının trajik tiyatrosu.
Burası, Atatürk ilkelerinin koruyucu meleği, inkılapçılığı şiar edinen, teceddütten uzak kuruluş. Diyalektiğin düşmanı, fikrin yorumun istihsalin karşısında duran yıkılmaz kale.
Modern Türkiyemin ortaçağ şatosu. Yaratıcılığı, birey olmayı, özgürlüğü, insani değerleri yutan bir kara delik.
İnsanların arınmak için içine girmeye zorlandığı, ziftle dolu bir vaftiz havuzu.
Akl-ı selim insana, içtimai mevzuları deşmeyi öğreten, iptidai bir kurum.
Burası kurak iklime yakalanmış susuz benliğimi hapseden, çığlıklarımı gizleyen, duyguyu yutan kara kutu.Yarılan yüreğimin tüm irini içine boşalıyor bu zifiri karanlık kutunun.
Öyle ki her şerden arınmış, tertemiz bir kalple yanaşacağım hürriyet limanına.
Burası, Atatürk ilkelerinin koruyucu meleği, inkılapçılığı şiar edinen, teceddütten uzak kuruluş. Diyalektiğin düşmanı, fikrin yorumun istihsalin karşısında duran yıkılmaz kale.
Modern Türkiyemin ortaçağ şatosu. Yaratıcılığı, birey olmayı, özgürlüğü, insani değerleri yutan bir kara delik.
İnsanların arınmak için içine girmeye zorlandığı, ziftle dolu bir vaftiz havuzu.
Akl-ı selim insana, içtimai mevzuları deşmeyi öğreten, iptidai bir kurum.
Burası kurak iklime yakalanmış susuz benliğimi hapseden, çığlıklarımı gizleyen, duyguyu yutan kara kutu.Yarılan yüreğimin tüm irini içine boşalıyor bu zifiri karanlık kutunun.
Öyle ki her şerden arınmış, tertemiz bir kalple yanaşacağım hürriyet limanına.
22 Temmuz 2009 Çarşamba
Nöbet 124
İzinden döndü yine, insan suretini üstlerine geçirmiş, mendebur zebaniler. Çektirdikleri ızdırabı, hissettiklerinde mutlu oluyorlar. Verdikleri keder onların orgazmı...
O yüzden artık, gülüyorum hepsine. Nasılsa yüzümün dilinden anlamazlar, çizgileri hudut, mimikleri tik sanarlar ya... Ağzımı açmama gerek yok, bunlar için israf edecek sözüm yok. Hasbihal imkansız. Belki bu insanları değiştiririm sanmıştım oysa; konuşabilirim... Ama mefhumlarda yanılmışım yine. İnsan? Konuşmak? İnsanı bulmak zor burada. İnsan mukaddes olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur...
O yüzden artık, gülüyorum hepsine. Nasılsa yüzümün dilinden anlamazlar, çizgileri hudut, mimikleri tik sanarlar ya... Ağzımı açmama gerek yok, bunlar için israf edecek sözüm yok. Hasbihal imkansız. Belki bu insanları değiştiririm sanmıştım oysa; konuşabilirim... Ama mefhumlarda yanılmışım yine. İnsan? Konuşmak? İnsanı bulmak zor burada. İnsan mukaddes olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur...
Nöbet 120
Üzerime çöken hayallerimin, umutlarımın enkazından çıkmaya çalışıyorum bugünlerde. Zor olacak biliyorum ama çıkacağım. Sonra o molozları birer birer kazıyıp, yeni umutlarımın yeni hayallerimin temellerini atacağım. Ve çıktığım gün yeni muhitimde başlayacağım yeni hayatıma. İçimde karamsarlık yok, ancak üzüntü mevcut. Günler günü askerde geçmeyen zaman hayıflanıyor, kaderi sorgular buluyorum kendimi. Lakin bu konu ile alakalı bir sözü vuruyor aklımın sahillerine. Cemil Meriç'in bir sözü : " Vakit geçmiyor diye şikayet edilir. Neyin geçmesini istiyoruz? Hayatın. Ve hepimiz ölümden korkuyoruz. Hayatı mümkün kılacak imkanlar var. Okumak bunlardan biri. Kendinden kaçmak olmayan bir cemiyete iltihak etmek."
Evet sonda ölüm var. Onun için hayıflanacağımız zamanı değerlendirmeliyim. Boşa akıtmamalıyım hayatımı. İsraf olmasın dolu dolu yaşanmışlık kalsın her bir anımda. O zaman yanımda götürecek birçok şeyim olacak... Üstelik benim öyle kendimden kaçmaya, olmayan cemiyetlere iltihak etmeye de ihtiyacım yok. Dostlarımı, ailemi düşünüp vaktimi değerlendireceğim. Yepyeni amaçlar inşa edeceğim zihnimin çorak topraklarına.
Yaşamayı tekrar öğreneceğim. Bu bir çöküş değil, bir diriliş. Mücadeleden kaçan, kaybetmeyi hakedendir.
Evet sonda ölüm var. Onun için hayıflanacağımız zamanı değerlendirmeliyim. Boşa akıtmamalıyım hayatımı. İsraf olmasın dolu dolu yaşanmışlık kalsın her bir anımda. O zaman yanımda götürecek birçok şeyim olacak... Üstelik benim öyle kendimden kaçmaya, olmayan cemiyetlere iltihak etmeye de ihtiyacım yok. Dostlarımı, ailemi düşünüp vaktimi değerlendireceğim. Yepyeni amaçlar inşa edeceğim zihnimin çorak topraklarına.
Yaşamayı tekrar öğreneceğim. Bu bir çöküş değil, bir diriliş. Mücadeleden kaçan, kaybetmeyi hakedendir.
Nöbet 116
Zulme karşı başkaldırı, bir soy sop, din iman, eş dost, vatan millet meselesi değildir. İnsan olma meselesi, mücadelesidir. Adaletin temelinde insan haysitetine saygı yatar. 6 aylık, 15 aylık yahut (X) aylık gelip geçici süreçte davranışlarımızın o an için sana bir yaptırımı olmayabilir. Ancak geri kalan yaşam sürecinde saygı, terbiye, ahlak, adalet gibi, insan haysiyeti ile ve insan olma mefhumu ile alakalı şeylerden uzaklaşmak, kendinden ve sevdiklerinden dolayısıyla hayatın ta kendisinden uzaklaşmak demektir.
Bundan önce çok ezildin dşye senden sonra gelenlere zulmetmek, sana zalim yaftasını yakıştıracaktır. Sana zulmedenlere inat, ezilenlerin yanında olursan işte o zaman haysiyetin, güzel ahlakın kıyılarına vuracaksın. O zaman insan olma mücadelesini kazanmaya başlayacaksın. Bulutlarda dolaşan kavram avcısı olmaya gerek yok. Ahlak, terbiye, saygı, adalet hepsi sensin. Üç kuruşluk menfaat için eğilme. Bana dokunmasın kimseler diye ezenle birlikte yürüme, ezilenin sırtına binme, yoka mazinin anlamı kalmaz.
Haysiyetsizlerin itibarını görsende, haysiyetini yitirme kardeş
Bundan önce çok ezildin dşye senden sonra gelenlere zulmetmek, sana zalim yaftasını yakıştıracaktır. Sana zulmedenlere inat, ezilenlerin yanında olursan işte o zaman haysiyetin, güzel ahlakın kıyılarına vuracaksın. O zaman insan olma mücadelesini kazanmaya başlayacaksın. Bulutlarda dolaşan kavram avcısı olmaya gerek yok. Ahlak, terbiye, saygı, adalet hepsi sensin. Üç kuruşluk menfaat için eğilme. Bana dokunmasın kimseler diye ezenle birlikte yürüme, ezilenin sırtına binme, yoka mazinin anlamı kalmaz.
Haysiyetsizlerin itibarını görsende, haysiyetini yitirme kardeş
10 Temmuz 2009 Cuma
Nöbet 106
Çürümüş sistemleri ödünç almış bu cuntanın, kendilerini herkesten üstün ve imtiyazlı gören bireyleri ile eşit şartlarda boğuşamayacağımız aşikar. Bu ahvalde mecburen habis urları yöneltmeliyiz yarı gelişmiş beyinlerine. Bu elmanın kurdu olmalıyız. Bu hüsnü mübareklerle mücadele ancak bunlara birbirini ısırttırarak oluyor. Kendi kendilerini yemeye başladıklarında, hem seni yemelerine vakit de kalmıyor. Eh bize de bu manzarayı izlemek düşüyor. Sanki hepsinin dışında alakasız gibi. Çakma Berlusconi, yandan yemiş Kaddafi, Sarkozy nin dublörü hep burada. Buyurun Halil İbrahim sofrasına...
Nöbet 91
Özgürlüğüme vurulan demir prangayı törpülüyorum günbegün, inceltiyorum yavaş yavaş. Memleketi yıllarca kemirip biriktirdikleri ile sefa içinde yaşayacağını sanan şuursuz kemirgenleri ardımda bırakıp çıkacağım birgün. Gerçek yaşamımı sürdürürken hayatımdan çoktan çıkmış olacaklar. Ama yine de bir yerlerde benim yurdumu kemiren sürüngenlerin varlığını bilmek ...
Nöbet 83
Yalnız kaldığım her an, uğraşım olmadığı tüm vakitler, çıkacağım gün ve sonrasını hayal ederken yakalayıveriyorum zihnimi. Kış günü buza, kara inat onları delip büyüyen bir çiçek gibi umutları yeşeriyor insanın nöbet zamanlarında. Bağlı olduğu zincirlere, adaletten, hak anlayışından uzak mantaliteye rağmen bu derebeyliğinin zindanındaki karanlığa inat umut etmekten vazgeçmiyor insan. Umut etmek yaşanılır kılıyor mecrayı. Yaşar Kemalin dediği gibi "Hayat umutsuzluktan umut üretmekmiş."
Nöbet 80
Devletin kaynaklarını keyfe keder harcamaya alışmış insanlar, tutsak ettiklerinin zamanlarını da boş yere harcamak için ellerinden geleni yapıyorlar. İnsan ister istemez isyan ediyor ve bu isyan aslında askerliğin en kayda değer faydası.
İnsan isyanla başlar, önce isyandır sonra iman. Zillete zulme uğrayan insan önce kendi içinde haksızlıklara kükremeye başlar, sonra bir şeyleri değiştirmeye çalışır. Hiçbir haksızlığa maruz kalmasaydık eğer, bu sistemin dalkavuğu olmaktan öteye gidebilirmiydik bilmiyorum.
İsyanla başlayan kararlılık ve düşünceye bağlılık imana dönüşür burda ve çıkana kadar bir yandan için için insanı kemiren bir yandan insanı güçlendiren, direnç göstermesini sağlayan mutualist bir kurt gibi benliğimize yapışır...
İnsan isyanla başlar, önce isyandır sonra iman. Zillete zulme uğrayan insan önce kendi içinde haksızlıklara kükremeye başlar, sonra bir şeyleri değiştirmeye çalışır. Hiçbir haksızlığa maruz kalmasaydık eğer, bu sistemin dalkavuğu olmaktan öteye gidebilirmiydik bilmiyorum.
İsyanla başlayan kararlılık ve düşünceye bağlılık imana dönüşür burda ve çıkana kadar bir yandan için için insanı kemiren bir yandan insanı güçlendiren, direnç göstermesini sağlayan mutualist bir kurt gibi benliğimize yapışır...
Nöbet 76
Adeta hiçbir gerçeği görmemeye and içmiş, basiretsiz neferlerle yaşamaya alışığız burada. Kendi menfaatlerinden başka hiçbirşey düşünmeyen garip gafiller onlar. Ancak bu kurum muvazzaf askerini de belli kalıpların içine hapsedip şekillendirmeye çalışıyor ki hakikatlerin sadece bir tarafını görmeye mahkum ediliyorlar.
Oysa yalnız bir tarafını görmek, hiçbir şeyi görmemektir. Bu kötürüm sistem, işte bu şekilde sapla samanı ayıramayan, bireylere dayalı, iş odaklı olması mümkün olmayan bir yapıya sahip.
Bu yüzdendir ki bu kurum içerisinde gebelenen fikirler yoğun sancılı uzun bir süreçten geçtikten sonra sağlıksız ürünler vermeye mecburmuş gibi geliyor bana.
Memeleketin korunmaya elbette ihtiyacı var. Ancak 100 kiloluk insanı korunma amaçlı 300 kilo zırh giymesi ne derece doğru tartışılır... mı ?
Oysa yalnız bir tarafını görmek, hiçbir şeyi görmemektir. Bu kötürüm sistem, işte bu şekilde sapla samanı ayıramayan, bireylere dayalı, iş odaklı olması mümkün olmayan bir yapıya sahip.
Bu yüzdendir ki bu kurum içerisinde gebelenen fikirler yoğun sancılı uzun bir süreçten geçtikten sonra sağlıksız ürünler vermeye mecburmuş gibi geliyor bana.
Memeleketin korunmaya elbette ihtiyacı var. Ancak 100 kiloluk insanı korunma amaçlı 300 kilo zırh giymesi ne derece doğru tartışılır... mı ?
Nöbet 75
Bir pazar öğleni, nöbet kulemin içinde, bir göğe bir yere bakan, kaynağı meçhul düşünceler kolleksiyoncusuyum ben. Nadasa bıraktığım zihnimi yanıma alır, sessizce kurulurum düşünce alemine açılan kapının yamacına.
Önce kısa süreliğine yitirdiklerim gelir aklıma. Babamın kırçıllı bıyığı gelir; bazen beni kızdıran gülüşü dolar yüzüme. Annemin güneşte kıstığı gözleri, masmavi bakışı. Ha bir de kızınca sövmesi gelir aklıma.
Kardeşlerim, ykaın akrabalarım, dostlarım, sevdiklerim sırayla aklıma düşer, yüzüme konan hüzünlü bir tebessüme dönüşürler. Sonra çıkınca yapacaklarımı düşünürüm ister istemez. Pazar sabahı yapacağım kahvaltıları, deniz kenarında rüzgarla birlikte yürüyüşümü. Herkesle birlikte iftar açışımı, piknikleri, gezmeleri, halı saha maçlarını, batak partilerini düşünürüm. Hafta sonu gezmelerini, akşam kahvelerini hayal ederim. Bu hayatsızlıktan çıkınca dopdolu bir hayatın beni beklediğini umut ederim. Artık insanlarla yemek yiyip, insanlarla sohbet edebileceğim bir hayat.
Tüm bu düşüncelerimi alır, kolleksiyonuma eklerim. Eklerim ki birgün açıp tekrar bakabileyim...
Önce kısa süreliğine yitirdiklerim gelir aklıma. Babamın kırçıllı bıyığı gelir; bazen beni kızdıran gülüşü dolar yüzüme. Annemin güneşte kıstığı gözleri, masmavi bakışı. Ha bir de kızınca sövmesi gelir aklıma.
Kardeşlerim, ykaın akrabalarım, dostlarım, sevdiklerim sırayla aklıma düşer, yüzüme konan hüzünlü bir tebessüme dönüşürler. Sonra çıkınca yapacaklarımı düşünürüm ister istemez. Pazar sabahı yapacağım kahvaltıları, deniz kenarında rüzgarla birlikte yürüyüşümü. Herkesle birlikte iftar açışımı, piknikleri, gezmeleri, halı saha maçlarını, batak partilerini düşünürüm. Hafta sonu gezmelerini, akşam kahvelerini hayal ederim. Bu hayatsızlıktan çıkınca dopdolu bir hayatın beni beklediğini umut ederim. Artık insanlarla yemek yiyip, insanlarla sohbet edebileceğim bir hayat.
Tüm bu düşüncelerimi alır, kolleksiyonuma eklerim. Eklerim ki birgün açıp tekrar bakabileyim...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)